Binlerce yıldır felsefeciler suyun tadı, kokusu olmadığı fikrinde direndiler. Tat alma duyusunun taban çizgisi, sıfır noktası olduğunu söylediler. Gözümüz için karanlık, kulağımız için sessizlik neyse, dilimiz için de su aynı şeydi. Aristo ; “Su dediğimiz doğal maddenin bir tadı yoktur” demişt. Ona kalırsa su sadece tadı ve kokuyu taşımakla yükümlüydü. Fakat bilim insanları arıtılmış saf suyun belli bir tat duygusunu uyandırabildiğini keşfetti.
1920’lere gelindiğinde suyun tadının, sudan önce yediğiniz ya da içtiğiniz şeye göre değiştiği yönündeki kanıtlar kuvvetlenmişti. Örneğin asitli bir şey yedikten sonra bir yudum su içtiğinizde tadı şekerli gibi gelebiliyordu. Ağzınıza bir tutam tuz attıktan sonra içtiğiniz su ise acı algılanabiliyordu.
Hatta aynı etkiyi uyandırmak için bir şey yiyip içmek bile gerekmiyor. Gün içinde diliniz hafifçe tuzlu olan tükürükle kaplanıyor. Ağzınız buna alışmış olduğunuzdan, kendi salyanızın ve tükürüğünüzün tadını almıyorsunuz. Fakat ağzınızı suyla çalkaladığınızda, ilk yudumunuzda hücreleriniz acı ya da hafifçe ekşi bir tat alıyor. Suyun bir tadı olduğu, ancak bunun başka şeyleri tattıktan sonra ortaya çıktığı görüşüne fizyologlar 30 yıldan uzun süredir kesin gözüyle bakıyordu.

Ne var ki son yıllarda küçük bir grup bilim insanı suyun tadının kendi başına bile algılanabileceğini iddia ediyor. 2000’lerin başında işe koyulan araştırmacılar, beynin belli kısımlarının (gerek insanlarda gerekse kobay farelerinde) özellikle suya tepki verdiğini gösteren veriler yayımladılar. Aşağı yukarı aynı sıralarda Utah Üniversitesi’nden bir grup da memelilerin tat hücrelerinin adına “aquaporin” denilen ve suyun hücre duvarlarından geçmesini sağlayan bir protein ürettiğini ortaya çıkarttı.
Duke Üniversitesi’nde fizyolog olan Sidney Simon da benzer bir deneyimden söz ediyor. O da farelerin tat alma korteksinde doğrudan suyla ilgili hücreler bulmuş. “Memelilerde suya özgü bir tepki olması kuvvetle muhtemel” diyor. “Kesin bir kanıt olmasa da bunu çağrıştırıyor.” Fakat başka gruplar aynı hücrelere rastlayamadı. Simon onların sadece anestezi altındaki hayvanlarla çalışmasının ve dilin sadece ön kısmındaki tepkileri ölçmesinin buna yol açabileceğini söylüyor. Oysa suyun tadını alan hücreleri bulmak için ağzın arka kısmına bakmak gerekli.
Şöyle ya da böyle, Simon’a göre suyun kendine has tadı olması çok mantıklı. “Dünyadaki en yaygın şey su” diyor. “Vücudunuzun da %75’i su, gezegenin de. Neden böyle bir şey gelişmiş olmasın ki?”
Yaşam için bu kadar değerli bir element olan suyun tadını, temiz suyunuzu evinizde kendiniz üreterek çıkarmak istemez misiniz?
Sağlık ve Umut dolu günler
Asilsera Grup